İnternetten etkin biçimde faydalanan her kullanıcı konu edindiğimiz fenomenin farkındadır. Fakat internet kullanıcıları nitelik bakımından bir hayli farklı olabiliyorlar. Nice saygın, yaşlı başlı insanlar gördük ki sırf bu “sözlük” olgusunu iyi idrak edemedikleri için kendilerini heder ettiler, gülünç durumlara düştüler.
Ben, sözlük ortamlarının tozunu yutmuş emekli bir sözlükçü olarak bir tür ara buluculuk görevini üstleniyorum ve Google’da ismini aratıp ezkaza sözlüklere denk gelen acemi sörfçülerin (bilhassa az biraz isim sahibi olanların) ters bir hareket yapıp kendilerini siber Jaws’lara yem etmelerinin önünü almak istiyorum.
Hazırsak sözlüklerin büyülü dünyasına ilk adımı atalım. Ezbere sayamayacağım kadar çok sözlük var fakat ilk üç şu şekilde:
1999 yılında, Türk internetine “sözlük” konseptini getiren, sözlük altkültürünü, jargonunu ve formatını oluşturan ilk girişim, bir nevi atasözlük. Bugün, ekşi sözlük’ten alınan ilhamla kurulmuş ve yüzlerce / binlerce üyesi bulunan çok sayıda sözlük oluşumu mevcut fakat gerek tecrübe, gerek birikim, gerekse de popülerlik olarak ekşi sözlük’ün tartışmasız üstünlüğü var.
Ekşi’den yaklaşık 5 sene sonra kurulmuş olmasına rağmen kısa sürede gelişen ve terakkiperver bir anlayışla yönetilmesinin meyvelerini çabuk alarak 2. sıraya yerleşen itü sözlük, yanlış yaygın kanaatin aksine sadece İ.T.Ü mensuplarından yahut üniversite öğrencilerinden oluşmuyor.
Kurulduğu dönemlerde ikincilik mevkii için itü sözlük ile kıyasıya bir rekabet içinde olmasına ve itü sözlük’ten daha dinamik olmasına karşın kendisini yenileme ve geliştirme bakımından bir hayli geride kaldığından, üçüncülükle yetinmek zorunda kalmıştır. Private sözlük, ihl sözlük gibi orta ölçekli sözlükler arasında lider uludağ sözlük’tür denilebilir.
Bu üç sözlüğün toplam nüfusu veya bir şekilde bu sözlüklere üye olmuş insan sayısı ise yaklaşık olarak şu şekilde:
(ek$i sözlük: 120.000) + (itü sözlük: 70.000) + (uludağ sözlük: 46.000)= 236.000
Bunların 30.000′e yakını şu an aktif olarak bu sözlüklerde yazıyorlar, tartışıyorlar, fikir belirtiyorlar, saçmalıyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar, kızıyorlar, ağlıyorlar vs. vs. hasılı, her yaştan, her dinden, her cinsten, her seviyeden 30.000 farklı insan sürekli olarak bir şeyler yazıyor.
Böylesi bir vaziyet karşısında düşüldüğünü gördüğüm en büyük hatalardan birisi, bu sözlüklerin yekpare olarak ele alınması ve ideolojik örgüt muamelesi yapılması. Bu çok büyük bir yanlış anlamadır ve ne yazık ki bir çok kişi aynı hataya düşüyor. Bu sözlüklerin hiçbirisi homojen yapıda değil, tek renk ve tek koku hakim değil. Her sözlük kendi içinde birbirleri ile kıyasıya mücadele eden ve her şeyleriyle zıt olan yazarlar barındırıyor. Diğer türlü olmuş olsaydı 10. yaşını doldurmuş bir sözlük konseptinin bu denli yaygınlaşması ve tutulması mümkün olmazdı. Sözlük konsepti, marjinal oluşu, eşsiz ve kışkırtıcı aroması ile dikkat çektiği kadar Türkiye’de pek de alışık olmadığımız bir çok seslilik ortamı sağlamış olduğu için de rağbet görmüştür ve görmeye devam etmektedir.
Sözlük ortamını, lafı çok uzatmadan ve mümkün olan en net, keskin ve çarpıcı biçimde tarif edebilmek için Giuseppe Arcimboldo tablosu benzetmesinden yararlanıyorum.
Görmüş olduğunuz resim Roma İmparatoru II. Rudolf’un portresidir. Nasıl ki bu resimde envai çeşit meyve, zerzevat ve çiçek bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturmuşsa, benzer bir durum sözlükler için de geçerli. Sözlükte de hıyar ile gül, saman çöpü ile üzüm aynı tabloda yer alıyor. Her biri kendisine özgü olan şekli, rengi, kokuyu ve lezzeti barındırmakla beraber bir çeşit kompozisyon da oluşturmuş oluyorlar ve sözlük yazarlığı noktasında birleşiyorlar.
İnsanın mevcut olduğu her sistemde tabii biçimde oluşacak sosyal çevreler buralarda da vücuda geliyor elbette. Fikirleri uyuşan sözlük yazarları kendi içlerinde gruplaşabiliyor, hatta kimileri mob oluşturuverip organize hareket de edebiliyorlar. Bunun haricinde rijitleşmiş bir resmi sözlük duruşu yahut bloğu bildiğim kadarıyla mevcut değil.
Her sözlüğün ufak tefek farklar dışında aynı temellere dayalı bir sözlük formatı yani sözlükte uyulması gereken kuralları var ve tüm yazarlar bu kurallara uymak zorunda. Uymayanlar çaylaklık denilen bir yaptırıma maruz kalıyorlar. Çaylaklık sürecinde yazar, yedek kulübesine çekiliyor, takımdan ayrı düz koşular yapması sağlanıyor ve sergilediği performansa göre tekrar yazar haklarına kavuşabiliyor veya sözlükten uzaklaştırılabiliyor.
Çaylak yapılma veya sözlükten uzaklaştırılma korkusu ile bu süper ego (sözlük formatı) altında can çekişen ego bir süre sonra onu totemleştirmekte de gecikmiyor ve kendi varlığı ile süper egonun varlığını özdeşleştiriyor. Dışarıdan sözlüğe yönelik bir eleştiri, hakaret veya saldırı geldiğinde de bunu kendisine yönelik bir hücum şeklinde algılıyor. Neticesinde bir çeşit cadı avı başlamış oluyor ve süper egoya duyulan fakat sürekli bastırılan öfke bendini aşıp, coşarak akabileceği bir mecra yakalamış oluyor.
Sözlük, sözlük formatı, sözlük işleyişi vb. gibi konularda çok az bilgisi olan kişilerin sözlüğe yönelik eleştirileri de bu kolektif taarruz karşısında elbette çok cılız kalıyor. Genellikle kendileri hakkında yazılanlara kızıp kaleme aldıkları yahut şifahen ifade ettikleri genelleyici eleştiri sonrası öncekinin 10 katı kadar fazla ve sert yazılarla karşılaşıyorlar. O yüzden, herhangi bir sözlükte kendilerini rahatsız eden bir yazı gören kişilere verebileceğim en sağlıklı tavsiye, sıkıntılarını sözlük yönetimine bildirmeleridir. Eğer o yazı, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına yahut sözlük formatına aykırı ise zaten silinecektir. Değilse de eleştirilere karşı biraz daha açık olunmasını, o da olmazsa yazılacak karşı eleştiride, şu noktaya değin açıklamış olduğum hususlara dikkat edilmesini tavsiye edebilirim.

